Vamık D. Volkan, M.D., DLFAPA, FACPsa.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
GİZLİ KUŞATILMIŞLIK: KUZEY KIBRIS
 
ÇALIŞTAY
 
 
 
 
 
 
Yakın Doğu Üniversitesi,
Lefkoşa, KKTC.
 
4-5 Haziran 2009.
 
 
 
 
  
 
 
Proje Koordinatörü:
 
EKOPOLİTİK
(Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Derneği)   
 
 
 
Keynote Speaker:

 Prof. Dr. Vamık D. VOLKAN
(Virginia Üniversitesi
 

 Oturum Başkanı:
 
Prof. Hüseyin GÖKÇEKUŞ
(Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı)
 
 
 
 
 
Katılımcılar:

 Kenan ATAKOL
(KKTC Eski Dışişleri Bakanı)
 
Hüseyin GÜRŞAN
(KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı) 
 
Fevzi TANPINAR
(KKTC Dış Basın Birliği)
 
İsmail BOZKURT
(KKTC Eski Kültür Bakanı)
 
Işılay ARKAN
(Türk-İslam Cemiyeti) 

 Doç. Dr. Zeliha KHASHMAN
 (Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı)  
 
 Taner ERGİNEL
(KKTC Eski Yüksek Mahkeme Başkanı)
 
 
 İzzet İZCAN
(Politikacı)

 Sibel SİBER
(Politikacı) 

 Dr. Yusuf SUİÇMEZ
(KKTC Din İşleri Başkanı)
 
 Emine SÖMEK
(Lefke Kad. Kons. Başkanı)
 
 Hasan KAHVECİOĞLU
(Gazeteci) 

 Fevzi TANPINAR
(Gazeteci)

 Hasan HASTÜRER
(Gazeteci) 

 Emine SÜTÇÜ
(Gazeteci)
 

 

Gözlemciler: 

 A.Tarık ÇELENK
(Ekopolitik Koordinatörü)

 Ahmet Cem ÖZEN
(Ekopolitik) 

 Avni ÖZGÜREL
(Yazar)

 Dr. Savaş BARKÇIN
(Başbakanlık Baş Müşaviri) 

 Erdoğan GÜNAL
(Hukukçu-Yazar)

 Ertan AYDIN
(Pollmark Araştırma Merkezi) 

 Hakan ÇOPUR
(Ekopolitik)
 
Mete YARAR
(Ekopolitik Danışmanı) 

 Murat SOFUOĞLU
(Ekopolitik Direktörü)

 Mustafa LAKADAMYALI
(KKTC Dışişleri Müsteşarı) 

 Osman BOSTAN
(Siyaset Bilimci)

Dr. Özler AYKAN
(Gazeteci,Yazar, Öğretim görevlisi) 

 Sema SEZER
  (ASAM Kıbrıs Uzmanı)

 Senem ÇEVİK
(Politik Psikoloji Derneği Üyesi) 

 Songül ŞAHİN
(Psikolog)

 Taha ÖZHAN
(SETA Koordinatörü) 

 Yusuf ERGEN 
(Ekopolitik)
 
 
 
 
 
 
 
  
 
Prof. Dr. Vamık D. Volkan’a göre; bu toplantı politik değildir ve akademik de değildir.
 Ekopolitik’ten bir arkadaşın deyimiyle bir “beyin fırtınası”dır (brainstorming.)
Toplantıda farklı kesimlerden temsilciler var:
Gazeteciler, Eski Yüksek Mahkeme Başkanı, Din İşleri Başkanı, Eski Kültür Bakanı,
Milletvekili, Akademisyenler, Siyaset Bilimciler, Emekli Askerler.
 
 
 
 
 
 
 ÇALIŞTAYDAN ÖZETLER:
 
 
 
I. OTURUM:
 
 

Prof. Dr. Vamık D. Volkan:

  
“Kıbrıs’ın Kuşları” Fenomeni: 1963-74 arasında Kıbrıs’a yaptığım ziyaretlerde Kıbrıslı Türklerin binlerce, onbinlerce muhabbet kuşu beslediklerine şahit oldum. Her yerde kafesler içinde muhabbet kuşları vardı. Yalnızca bizim evde 16 kuş vardı ve bakkalımızda dahil olmak üzere sokağımızda yüzlerce kuş besleniyordu. 1968’de “enclave”lerin kapısı -aşağılanma psikolojisi ile bulanmış bir şekilde- biraz açıldığı zaman Kıbrıs’a geldim. Lefkoşa “enclave”indeki kafeste kuş yetiştirmeyi görünce kendimi sanki bir rüyadaymış gibi hissettim. Ben bunun üzerine düşündüm ve bunun Kıbrıslı Türklerin, Rumların ablukası altında hissettikleri kafes psikolojisinin bir yansıması olduğunu gördüm. Kıbrıslı Türkler, kuşları beslerken ve onların nesilden nesile yaşadıklarını gözlerken Türkiye’den bekledikleriyle ve kurtarıcı Türklerle özdeşim yapmışlardı. İnsanlar genelde bastırma duygusuna sahip olduklari için bunu bugün Kıbrıs’ta kaç kişi hatırlıyor bilmiyorum. 

•  Dünyadaki politik süreçleri anlama ve algılama kriterlerini değiştiren şey 1979’da oldu. 
O zaman Mısır Cumhurbaşkanı İsrail’e gitti. Orada dedi ki: "Araplarla İsrailliler arasındaki sorun çoğunlukla psikolojiktir." Bu olayın psikolojinin Amerikan siyasetindeki etki alanını genişleten ilginç bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Psikoloji siyasete karışırsa işler de karışır. Psikoloji ancak sorunların çözümü noktasında devreye girmelidir. 

  
Üniversiteden 80 kişi mezun olduk. 40’ımız 3 ay içerisinde beyin göçü denen şeyi yaşadık. 

  Amerikan Psikiyatri Derneği’nin kurduğu bir komiteye ben de üye oldum. Ve 6,5 sene İsrail-Arap sorunuyla ilgilendim. 

• Deneyimlerinin aktarımı önemli: 
Şu ana kadar Kıbrıs sorununa yaklaşımım; hasta tedavi ederken nasıl annemi, çocuğumu sedire yatıramıyorsam, onların sorunlarını ele alamıyorsam (objektifliğimi koruyamayacağım için), ülkem için de benzer şeyleri düşünmemdir. Yani Kıbrıs sorununu ele alırken ister istemez taraf tutacaktım. 

  Kıbrıs’ta olanlar başka yerlerdeki olaylara aslında benziyor ama tek fark KKTC’nin tanınmıyor olmasıdır. 
Bu normal bir durum olmadığı için Kıbrıs’ta gizli bir kuşatılmışlık vardır. 

  "Biz kimiz?" sorunu her yerde var. 
Ve kolonyalizm çağının bitmesiyle Afrika’da “biz kimiz” soruları yoğun bir şekilde sorulmaya başlandı. Sovyetler Birliğinin çökmesiyle bu soru yoğun bir şekilde yayılmaya başladı. Etnik psikoloji denen şey o zaman ortaya çıktı. Daha sonra buna din meseleleri de karıştı. 

•  30 sene uğraşlarımız sonunda soyut bir kavram elde ettik: 
“Toplum kimliği” ya da “büyük grup kimliği” diyebileceğimiz bu kavram ile toplumların psikolojilerini anlamaya çalıştık. 30 seneden beri sahadaki zeytinyağını silmeye çalıştım. Zeytinyağı ile ne demek istiyorum. Benim bir arkadaşım vardı, kendisi Amerikan büyükelçisiydi. Bu kişi, Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal ettiği zaman 7 ay orada kalmıştı. O diyor ki, diplomasi basketbola benzer. Bu oyunda takımlar karşılıklı basketler atıyor ve sonunda biri kazanıyor; diğeri de biraz atıyor ama daha çok atan kazanıyor. Düşünün ki bir fıçı zeytinyağını basketbol sahasına dökelim. O zaman basketbol oyunu karman çorman olur. Psikoloji bazen işe karışıyor ve toplumsal konuşmaları, planları bozuyor. İşte bizim işimiz o zeytinyağını silmektir. Ben şimdi bu zeytinyağından söz edeceğim; konumuz büyük grup kimliği. 

•  Sahaya zeytinyağı dökülmesi olayı işleri karıştırmaktadır (işlerin karıştırılması, zora sokulması): 
Bir bakıma Kıbrıs’taki durum birçok yerlerden daha iyi. Neden? Çünkü, kötü şeyler (yani oldurucu olaylar) geride aldı. Neden burası daha değişik? Burayı özel yapan nedir? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınmıyor. Bu çok değişik bir yapı Onlarca senedir tanınmayan bir ülke söz konusu yani. Kimse bunun ayıp olup olmadığını sormuyor. Diplomaside sorulmaz bu çünkü. Bir “gizli kuşatılmışlık” söz konusu burada. Varsın ama Türkiye sayesinde. Kıbrıs’taki durum benim üzerinde çalıştığım pek çok yerden daha iyi ise bunun nedeni Türkiye’nin Kıbrıs Türkü’ne verdiği destekten dolayıdır. 

•  Bu çalışma için öneri Ekopolitik Koordinatörü, Tarık Çelenk’ten geldi: Ben bu imkansız bir şey dedim. Kıbrıs (KKTC) küçük bir yer, politikaya dönüştürülebilir düşüncesiyle. O bakımdan bu toplantıların düşündüğüm gibi politika dışı ve başarılı geçmesini umuyorum. Bugün daha çok sizleri dinleyeceğim ve sonra süreçleri okuyacağız hep beraber.
 
 

Kenan Atakol (Eski Dışişleri Bakanı): 

   Aradan geçen 35 yıl sonrasında yeni bir kimlik arayışına gittiğimizi görüyorum. Önceden hatırladığıma göre Türk olmaktan çok mutluyduk. 

•  Şimdi pek çok kategorinin ortaya çıktığını gözlemliyorum. Mesela kendini “Türkçe konuşan Kıbrıslılar” diye tanımlayanlar var. 

  O kadar üzücü şeyler Kıbrıs’ta oluyor ki, yürek dayanmaz. 35 senede 300,000 zeytin ağacı kesildi. 3-4 rantçı Beş Parmak Dağları’nın güzelim ormanlarını yok etti. 

•  Kıbrıs’a gerçek anlamda proje yatırımı yapılmalıydı. Keşke Türkiye’nin Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı’sı da burada olsaydı. 

  Ben her şeyin ötesinde Kıbrıs için iki önemli projenin gerçekleştirilmesi beklentisi içindeyim:
 
     1- Türkiye’den su getirmek projesi,
 
     2- elektrik meselesinin çözümlenmesi.
 
 

Hasan Hastürer (Gazeteci): 

   Ben belleğimde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu hatırlamam; ama Kıbrıs Barış Harekatı’nı çok iyi hatırlarım. 

•  Kıbrıs ile Türkiye arasında korkunç bir iç içelik vardı. Türk Ordu Alayı geldikten sonra değişik tecrübeler yaşadık. Türk askeri, sivil hayatın içine girdi. Araplara kız verilmezdi. Türkiyelilere verilirdi. Aradan zaman geçtikten sonra şunu gördük. Bu kız verilen insanlar Anadolu’dan zaten eşlere sahipmiş; önceden evliymişler. Tabii bunlar iyi tecrübeler değildi. 

•  Türk subaylarını sert ve otoriteryen tavırları ile tanıdık. Biz Kıbrıslılar ise yumuşak huylu insanlardık. Otoriter tavırlar sergilemeden de çoğu şeyi anlayabilecek bir halimiz vardı. Rumlar bizim için zaten öteki idi. Biz tokatlanınca biz de tokatlanan adam aramaya başladık. 

•  Kıbrıslı Türk kimliği ile oynandı. 

•  Biz Türkiye’yi, Türkiye Kıbrıs’a gelmeden önce de severdik. Bu sevgi harekat sonrasında ortaya çıkmış değildir. 

•  Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde tanıdığım yüzler; hoş olmayan, kaba davranışlarda bulunan, aşağılayıcı tavırlar sergileyen insanların (Türkiye’den gelmiş) yüzleriydi. 

   Öğretmen kolejinde okurken (burs olayında bir ayrım yapıldığını ifade etti -Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’deki Türkler- ile ilgili) Büyükelçi Asaf İlhan ile görüşmeye gittiğimizde yaşadığımız bir tecrübe oldu. O'nun “Siz ... Kıbrıslı Türkler” şeklinde başlayan aşağılayıcı ve kötüleyen söylemleri hayatımın ilk ötekileştirme deneyimi olmuştur. Tabii biz olsak bize bunları söyleyen kim diye kendime sordum. Sene 1971. 

  TMT yapısı içerisindeki bazı olumsuz unsurların ve talihsiz davranışların da Kıbrıslı Türklerin ötekileştirilmesinde önemli payı vardır. 

  Bir toplum düşünün ki, hiç idolü yok. Dr. Küçük’ü merkeze koyduk. Başka hiç kimse yok. Bir toplumun mücadelesinde, kendisine yön verebileceği bir teşkilatımız bile yok. Bu önemli bir eksiklik bana göre. 

   Biz olumsuz duygularımızın çoğunu Türkiye’yle yaşadık.
 
 

Hasan Kahvecioğlu (Gazeteci): 

  Hayatımızdan kuşlar çıkarken akvaryumda yetiştirilen balıklar girmiştir (Vamık Hoca’nın 70’lerde kuşatılmışlığın bir ifadesi olarak yetiştirilen kuşların 10 yıl sonrasında hiç varolmamış gibi unutulduğunu belirten tespitlerine atfen). 

  Kıbrıs’taki son tartışmalar bizi “kimliğimizi koruyabilir miyiz?” noktasında birleştiriyor. 2003 yılında KKTC Türkleri için kimlik tanımlamasında daha farklı bir açılım oldu: Halk Kıbrıs ekmeği, Kıbrıs mamülleri vs. tüketimine yöneldi. 

  Kıbrıslılar da hatayı ve suçu dışarıda arama eğilimi söz konusu; özellikle sol siyaset yapan kişilerde. Peki bunu kim yaptı? Emperyalistler yaptı. 

•  Yaşanan sorunlarda etkili olan bir diğer unsur: Türkiye’deki medyanın Kıbrıs Türklerini aşağılayıcı yayınları ve mesajlarıdır. 

  Bizim bir vatan algılaması yanlışlığımız var. Bir kısım insanlarımız ötekileştirme, aşağılanma duygularını, büyük kimlik karşısında azınlık duygularını yoğun bir şekilde yaşadılar ve yaşıyorlar. Kendilerini türlü türlü ifade eden insanlar var. Yani bir ayrımlaşma ifadede de söz konusu oluyor. 

  Tanınma-tanınmama konusunu da açalım. Dünyada 100’ün üzerinde ülke var tanınmayan. Tanınma illa ki resmi yollarla sağlanacak değildir. 

  Kuşatılmışlığımız çok da gizli değil aslında. Buna “görünmeyen bir kuşatılmışlık” diyebiliriz. 

  Kıbrıs sorununda asıl kilit nokta sivil toplumun beynindeki tarihtir. Dönüp dolaşıp gelinen nokta burasıdır. 

  Kıbrıslı Türklerde büyük grup karşısında bir ezilme psikolojisi var.
 
 

Dr. Sibel Siber (CTP Milletvekili): 

  Bir süre önce, Kıbrıs’ta yapılan bir ankette insanların kendilerini hangi kimliğe ait hissettikleri soruluyordu. İlk şık, Kıbrıslı; ikinci şık, Türk; son şık ise Kıbrıslı Türk. Benim cevabım “Kıbrıslı Türk” şeklinde oldu. 

•  Okuduğum bir romandan kimlik ve aidiyetle şöyle bir alıntı yapmak isterim. Bu romanda iki kız kardeşin hikayesi anlatılıyor. Bu kız kardeşler Türkiye’de yaşıyorlar, ama Mübadele sürecinde Yunanistan ile Türkiye arasında bir tercih yapmak durumunda kalıyorlar. Maria, ismini Fatma olarak değiştirip Müslüman olur ve Türkiye’de kalmayı seçer. Ama kendi içinde de Hıristiyanlığı yaşamaya devam eder. Diğer yandan Christo, Atina’ya gider ve kimliğini korur. Bir süre sonra bu iki kız kardeş karşılaşırlar. Maria (Fatma) Christo’ya “Ne kadar iyi yaptın, kendi kimliğini koruyup kendinle çelişmeden yaşıyorsun.” der. Christo ise Maria’ya tam tersi bir tepkiyle “Esasen sen doğru olanı yaptın; sen doğduğun ve sevdiğin ülkeyi seçtin, asıl ben burada öteki muamelesi görüyorum ve kendimi yabancı hissediyorum” der. 

   Kıbrıslı olma aidiyetimiz eksik bırakıldı. Eğitimimiz (ilkokuldan beri) esnasında yeterince aşılanmadı. Bunu en açık şekliyle kapıların açılıp Rum çocukların bizim tarafımızı daha iyi tanıdıklarını görünce anladım. Uzun yıllar panjurlar yapılmadı bizde. Eğrelti görüldü. Bir de Barcelona’ya gidince oradaki insanların şehirlerini çok sevdiklerini gördüm. Halbuki bize evlerimiz “ganimet” olarak kaldı; dolayısıyla biz kendi yaşadığımız ortamı tam manasıyla benimseyemiyoruz. Aidiyet duygusunu tam edinemedik, yeterince benimseyemedik yaşadığımız yeri, Kıbrıs’ı. 

•   Kimlikten anladığım benim kültürel kimliktir. Diğer türlü mesele ırkçılığa dönüşür. 

   Şu anda Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sorunlar arasında 1974 sonrasında Türkiye’den gelenlerin çok önemli bir yer işgal etmediğini düşünüyorum. Her iki kimlik birbirine karıştı. 

   Türk medyasının Kıbrıs’a karşı olumsuz tavırların ortaya çıkmasında büyük günahı vardır. 

  “Acaba miras olmadığı için mi değerlerimizi bu kadar hor kullanıyoruz?” diye düşünüyorum.
 
 

Emine Sütçü (Gazeteci): 

•   Yabancı okullarda Kıbrıs Türkü’ne başka marşlar öğretilirdi. Ama herkes evde çocuklarına İstiklal Marşı öğretirdi. 

   Ben bile artık kendi kendime “Biz artık yavru vatan mıyız, kambur vatan mıyız?” sorusunu soruyorum. 

   Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere ve KKTC’ye tutumlarından da bahsedilmeli. 

   Kıbrıslı çok büyük bir yıkım yaşıyor. Sahiplenme duygusunu yitirmek ve korunamamak. 

   Kimliksizlik sorunlarını açalım.
 
 

İsmail Bozkurt (KKTC Eski Kültür Bakanı): 

   Kıbrıslılar Türkleri niye sevmiyor sorusu soran açısından da cevaplayan açısından da bir “bilinç bulanıklığı”nın sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

•   Kıbrıslılar Osmanlı’dan beri Türkiye’deki akımları takip etti. İslamcılık ve Türkçülük. Ve nihayet Atatürk ve Türk kimliği benimsendi. Kıbrıslı Türk önce Müslüman idi. Kurtuluş Savaşı ile Türk kimliği ediniliyor ancak bunu İngilizler kabul etmiyor. İslam kimliğini kullanıyorlar. Daha yakına geldiğimizde Kıbrıslı Türk ya da Kıbrıs Türkü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. 

   Kıbrıslı Türk için yokolma tehlikesi 1878’de başladı. Ve Enosis 1896’da ilk Enosis beyannamesi yayınlanması itibariyle kendini gösterdi. İngiliz yönetimi sona erince Enosis hortladı ve Girit sendromu başladı. 

   Kıbrıslı Türklerin Enosis’e karşı mücadelesini unutmamak lazım. 

   Gizli örgütler ortaya çıkmaya başladı. İnanılmaz bir özveri ve dayanışma vardı. Kıbrıslı Türkler %100 mücadeleye destek verdi. 

   Geçitkale olayı önemlidir. Günay komutan (komutanlar kod isimler kullanırdı) Türkiye’nin iyi yüzüydü. Rumlar bile ondan memnundu. Ama bir de Çetin komutan vardı. O da Türkiye’nin kötü yüzüydü.

•   TMT gizli bir örgüttü. İnsanın içinde olduğu her örgütte istismar vardı. TMT içinde de görevi kötüye kullananlar vardı. 

   1974 öncesinde Türkiye’den gelenler “Allah” muamelesi gördü. Ancak sonrasında insan ilişkilerine girince sorunlar çıktı. Ortaya çıkan sorunlar bilinçli olarak Türkiye tarafından icra ediliyormuş gibi algılandı. Halbuki yaşanabilecek doğal sorunlardı bunlar bir bakıma. 

•   Türkiye’den gelenlerin "sizi bir kurtardık" tutumları yaşanan sorunları daha da pekiştiren unsurlardandı.
 
 

Dr. Savaş Barkçın (Başbakanlık Baş Müşaviri): 

   Burada yaşanan sorunların temelinde yatan unsur: Kişi, coğrafya ve zaman (tarih) üçlüsündeki hakimiyetimizin ya da bilincimizin silik olmasıdır. İnsan, yaşadığı coğrafya ve zaman (tarih) içinde anlamını arar ve onunla varlığının bilincine varır. Kıbrıs’ı ve Kıbrıslı Türkleri bu perspektiften anlamaya çalışmalı.
 
 
 
 
 

II. OTURUM:
 
 
 
 

Prof. Dr. Vamık D. Volkan: 

  
Tarihi bilmezsek anlayamayız: 1821’de Türkiye ile Yunanistan arasında bir hudut belirdi: Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsız olmasını müteakip Yunanlılar kendilerine ait bir kimlik geliştirme politikasına girdiler; böyle olunca arındırma başladı. Yunanlılar lisanlarını değiştirdiler. Yunancadaki arındırmayla böyle bir şey gerçekleştirildi. Fakat Megali İdea nedeniyle bu hududun devamlı değişmesi veya değiştirilmek istenmesi düşüncesi de varlığını sürdürdü. İstiklal Savaşı ile de bu hudut kesinleşti. O zaman Kıbrıs İngiltere himayesindeydi ve aynı süreç Kıbrıs’ta gerçekleşemedi. Kıbrıs’ta iki toplumu ayıran ve kanlı olaylardan sonra bir hudut geliştiren olaylar da, Osmanlı’nın yıkılış süreci içinde ve 1821’de başlayan Yunan-Türk ayrışmasının son safhası olarak karşımıza çıkıyor. 

  Aşağılanma hissi en kötü şeydir: 
Bir trajedi oldu. İnsanlar öldü, yalnızlık çekildi. En kolayı babaya kızmaktır. Bir yanda Rum pasaportu, bir yanda KKTC pasaportu, bir yanda da T.C. pasaportu. 

   
Kimlik meselesi var: Kimlik meselesi birçok meselenin temelinde var ve bu durum dünyanın birçok yerinde var. 

  
Kuzey Kıbrıs’a sahip çıkma duygusu önemli: Mesela etrafta çevre kirliliği var. Acaba yeterince sahip çıkılamıyor mu? 
 
 
 

İzzet İzcan (Gazeteci): 

   Kendi kültürüm bir saldırı altında. 1974 sonrasında Türkiye’den gelenlerin saldırısı altında. Benim böyle bir savım var ve buna katılanların oranı önemli değil. 

  KKTC’den 840 kişi güney kesimde eğitim alıyor. KKTC’de eğitim gören öğrenci sayısı 48 bin. 11 bin KKTC’den, 33 bin Türkiye’den, kalan kısım diğer ülkelerden.
 
 
 

Yusuf Suiçmez (KKTC Din İşleri Başkanı): 

   İki tane farklı kimlik inşa aşaması var Kuzey Kıbrıs’ta: Kıbrıslılık (coğrafi kimlik) ve Milli kimlik olarak da Türk kimliği. 

   Kıbrıs’ta Türk kimliğini inkar var. Mesela ilk zamanlarda sadece Müslüman/Ortodoks vardı. 

•   Kimlik durağan değildir. Dar kimlik tanımlamaları çatışmaları da tetiklemektedir. 

   Kimlikler siyasi inşa hareketidir. Ayrıca kimliklerin silinmeye çalışılması da söz konusu.
 
 
 

Fevzi Tanpınar (KKTC Dış Basın Birliği): 

  15 Temmuz 1974 sonrası, 35 günlük dönemde, 1,500 Rum savaş ortamında hayatını kaybetti. Ama buna karşı açık savaş öncesi kaybolan Türkler var. Bunun hesabını kimse sormuyor. 

•  1974 sonrası belleksizleştirme operasyonu var. 

  Eğitim işlemedi. Yani bugün 20 yaşındaki bir gence baktığımızda benmerkezci ve bencildir.
 
 
 

Doç. Dr. Özler Aykan (Öğretim görevlisi, Gazeteci-Yazar-): 

 KKTC’deki ders kitaplarının içeriklerinin 2007 yılında neden değiştirildiğini tartışmamız gerek. 
Kuzey Kıbrıs tarihini kitaplarımızda neden yeterince işleyemiyoruz. Halbuki eğitim ve bu kitaplar son derece önemli. Tarih bir zıplama tahtası değildir ve ders kitaplarına Sayın Rauf Denktaş'ın ve çıkartmanın tarihinin en yalın ve somut, tarafsız bir şekilde, acilen konulması gereklidir. Bu konuyu Türkiye'de tek bir medya mensubu dahi bilmemektedir. Ben kendi adıma, Türkiye medyasının, eğer buradan yeterli enformasyon verilir ise, "yavru vatan"ın her sorununa gönülden destek vereceğine inanıyorum ve bunun aksi eleştirileri hiçbir şekilde kabul etmiyorum.
 
 

Kenan Atakol (KKTC Eski Dışişleri Bakanı): 

  Bizim sorunumuz Kıbrıs ve Türkiye medyasının siyasallaşmasıdır. 

  1974 öncesinde güçlü bir kimliğimiz vardı ve bu bizi yüceltiyordu. Aradan geçen 35 yıl içerisinde bir kimlik arayışına girdik, sanki bir kimliğimiz yokmuş gibi. Bunun için iki neden vardır. 

  Kimliğin unutturulmasına dair gizli bir kampanya 1975’te Girne’de Türk bir bayana düzenlenen saldırının Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin arasını açmaya yönelik olarak ortaya çıkmıştır. Bulgaristan’ın Türklere uyguladığı baskıyla eşdeğer sayılır bu kampanya. 

  Kimlik arıyoruz. "Biz neyiz?" Bu mücadele içerisinde gerçek sorunlarımızı unuttuk. Ülkemizi, vatanımızı sevmez olduk. Sanki bu ülke başkalarının. Sevmiyoruz bu ülkeyi. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar kimse konuşmuyor sorunlar hakkında. İddia ediyorum; yakın bir gelecekte sorunların üzerine gitmezsek adadaki Türklerin tamamı başka yerlere göç edecek. 

  Çevre açısından durum vahim, her yer çöplük haline geldi neredeyse ve ülke yok ediliyor. Bu da ülkeyi sevmediğimizin bir göstergesi belki de. 

  Başından beri yanlışlar yaptık. Türkiye’den gerekli yatırımların yapılmaması da en büyük eksikliklerden, hatalardan biriydi. 

  Asıl ihtiyaç duyulan ve yapılması gereken iki proje: Türkiye’den su ve elektrik getirilmesi. Tarihin akışını değiştirebilecek nitelikte projelerdir bunlar. Bunların yapılması gerekir.
 
 
 

Taner Erginel (Eski Yüksek Mahkeme Başkanı): 

  Kuzey Kıbrıs’ta hukuk nasıl uygulandı? Uluslararası teamüllerde de facto bir durumun olduğu ülkelerde orda yaşayanların o hukuk düzenine uymalarının yeterli olduğu düşünülürdü. Bu en son verilen Orams kararına kadar böyleydi. Şimdi durum daha komplike bir hale geldi. 

  Biz her zaman kendi hukukumuza uyduk.
 
 
 

Hasan Hastürer (Gazeteci): 

  Şu an dahil olduğum bu çalışma tarihi bir çalışmadır. 

   İnsanları acılar daha kolay birleştiriyor. Cefanın yerini sefanın aldığı zaman adalet terazisinin hassasiyeti önem kazanır. 

  Açıkçası 1974’den sonra 200,000 Rumun ganimetini yemeye başladıktan sonra bizim için işler karışmaya başladı. Adalet duygusu yara aldı. Bayrağımız hırsızlığın bayrağı olmaya başladı. Ve bu durum vatan millet Sakarya; bütün bunların hepsi fasarya furyasını başlattı. 

  Birlik-beraberlik denildi; ancak birlik-beraberliği engellemek için de her şey yapıldı. 

  Türkiyeli Türkler burada misafir muamelesi görmek istemiyorlarsa Kıbrıs Türkü olacaklar. Kader birliği yapacağız. 

•  Ben Anavatan-Atavatan diyorum. Burayı Anavatan gibi görüyorum. Buna bazıları çok tepki gösteriyor. 

  Kıbrıs gemisinin rotası yok; pusulası bozuk. 

  Bizim üç pasaportumuz var. Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna bir Rum kadar sahip çıkamıyorum. T.C. Pasaportuna da bir Türkiye Türkü kadar ait hissedemiyorum. Belki en çok kendimi KKTC pasaportuna ait hissediyorum. Onu da dünya da kimse tanımıyor. 

  Durumumuzun belirli bir statüye kavuşmasını istiyoruz. 

  Bizim tabelamız yok. 

  Ortalama Kıbrıslılığı temsil ettiğimi düşünüyorum. 

  Kendini yönetme iradesine sahip olmayan bir toplumdan lider çıkmaz. 

   Çamur içinden mücevher çıkarsa kimse onu kabul etmez.
 
 
 
 

III. OTURUM:
 
 
REÇETELER VE ÖNERİLER:  
 
 
 

Fevzi Tanpınar: 

•  Üzerimizdeki kontrol edilebilir istikrarsızlık modelini ortadan kaldırmak gerek. 

•  Aynı gemide olma farkındalığımızı artırmak gerek. 

  Geçmişi, tarihimizi ve belleğimizi silmemeliyiz. Kendi tarihsel bilincimize sahip olursak başkaları ile daha sağlıklı bir ilişki kurabiliriz. 

  Benmerkezli, bencil yaklaşımdan uzaklaşılmalıdır. 

  Biz Kıbrıslılar dünyanın kendi çevremizde döndüğünü düşünüyoruz. Tabi durum böyle değil.
 
 
 

Işılay Arkan: 

•  İşi her zaman ehline vermek gerekir. 

•  Bir toplumda herşeyden önce adalet sağlanmalı. Toplumun adalet duygusu zedelenmemeli. 

  Duygu eğitimine ve maneviyata daha çok önem verilmeli. 

  Kıbrıslı Türk öğrencilerin Türkiye’de sevilmedikleri hissinin giderilmesi için çalışılması gerek. 

•  Kuzey Kıbrıslılar ile Türkiyeliler arasında uyum yollarının nasıl geliştirileceğine dair programlar üretilmeli. Fakirlik meselesine de eğilinmeli.
 
 
 
 

Yusuf Suiçmez: 

•  Güçlülerin yaptıkları şeyleri sorgulama gücü, toplumlarda zor bulunur. Bunun olması önemlidir.
 
 
 

Hüseyin Gökçekuş: 

• “Parayı verenin düdüğü çaldığı”nı da unutmayalım.
 
 
 

Emine Sütçü: 

•  Denetim ve disiplin eksikliği söz konusu KKTC’de. Tamamen başıboş bir düzen içindeyiz maalesef. 

•  Su ve elektrik çok önemli iki mesele; öncelikle bu iki sorunun çözülmesi gerek. 

   Kendimizi de sorgulamalıyız; başka türlü doğru olanı bulamayız. 

•  Kanser vakaları korkutucu. Sağlık konusunda bir şeyler yapılmalı. 

•  Seçim sisteminin değişmesi lazım. 

•  Tamamen lüks düşkünü insanlar olduk. Kendimize dönmeliyiz.
 
 
 

İzzet İzcan: 

•  Burada olup bitenler Türkiye’nin kabahatidir. Gerçek anlamda Kıbrıslılar burayı yönetmiyor. 

•  Buradaki sorun bir demokrasi sorunudur. Kıbrıslı Türkler kendi ülkelerini yönetmelidirler. Kıbrıslı Türklere saygı duyulmalı. Aşağılanma sona ermeli. 

•  Uluslararası hukuk zemininde çatışma için çözüm getirilmeli. 

•  Türkiye’den gelen nüfus bombardımanı durmalı. 

•  Kıbrıs Kıbrıslılar’ındır. 

•  Hukuk devleti olmalıyız. 

•  Tarihimizle yüzleşeceğiz. Realiteleri kabul edeceğiz. Değişmeyecek gerçekler olduğunu da görelim. Bu gerçeklere göre barış yapmalıyız.
 
 

Kenan Atakol: 

•  Sorunun çözümü için birlikte oturup, samimi bir şekilde çözüm odaklı tartışmalıyız. 

•  Çevre çok önemli bir sorun haline geldi; çünkü yaşadığımız ülkeye yeterince değer vermiyoruz. Bu değeri vermemiz lazım. 2010 çevre yılı ilan edilmeli. 

•  Liderler birbirleri ile konuşmalı. KKTC-Türkiye ilişkileri geliştirilmeli. 

•  KKTC bir varlık olarak devam edecekse Türkiye ile devam edecektir.
 
 
 

Hasan Hastürer: 

  Bir tarafı Türkiyeli olanlar Rum kesimine geçemiyor. 

  Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin ortak değerlere ihtiyacı var. 

•  Yaşadığımız toprakları sahiplenme konusunda yetersiziz. Bu konuda daha hassas olmamız gerekiyor. 

•  Kıbrıslıları temsil edecek bir takım Türkiye liginde de top oynayabilmeli. 

•  Bana kalırsa Christophus Helen Milliyetçisi değildir.
 
 
 
 
Dr. Hüseyin Lakadamyalı:

  Üniversitelerarası çevre programları geliştirilmeli ve başka işbirliği yolları araştırılmalı.
 
 
 
Songül Şahin:

  Bana kalırsa Kıbrıs’ta özeleştiri biraz yetersiz gözüküyor.
 
 
 

Prof. Dr. Vamık D. Volkan: 

   Liderlerin konumu bu tür durumlarda çok önemli. Toplum liderlerden fazlasıyla etkileniyor. Türkiye’deki liderler burada özellikle çok önemli. 

  Bazı tarih kitaplarında Denktaş’ın ismi pek geçmiyor. Sayın Özler Aykan'ın bir önceki oturumdaki eleştirisini son derece önemli, haklı ve yerinde buluyorum. Tarihi sildiğin zaman gerçeklere dayanan zemini yitirirsin ve o zaman anlaşmak çok zor olur. Geçmişi silmemeniz ve yok saymamanız gerekir. 

  Geçmişteki travmalar da zaferler de önemlidir, bunları yok saymak doğru değildir. Toplumun psikolojisini anlamak işte bundan dolayı önemlidir. Bunu anlarsanız o toplumun bugününü ve yarınını da daha doğru okuyabilirsiniz. 

  Her toplumda gelenekler var. Ama yeni bir gelenek geliştirelim. Beraber yapılacak birşey oluşturabilir. Temizlik ve çevre olayı bir ortak alana sahip çıkmak açısından çok önemlidir. 

  Bu süreçlerin karar vericilere ulaştırılması gerekir. 

  Geçmişi sildiğiniz zaman gerçek bulanık hale gelir ve o zaman da tutacağınız yası doğru düzgün tutamazsınız. Bu da toplumların bazı şeyleri aşmasına engel olur.
 
 
 
 
 
 
REÇETELERİN ÖZETLERİ:


Reçete 1:      Geçmişi silmeyelim, değişmeyen gerçekler var.

Reçete 2:     Adalet mekanizmasını ele almak lazım, işi ehline vermek lazım. 

Reçete 3:     Maneviyata önem vermek gerekiyor. Kültürel/duygusal ritüeller ve geleneklerin sağlanması.

Reçete 4:     Disiplin ve denetimin sağlanması gerekir. 

Reçete 5:     Kıbrıslı Türklerin kimliklerine saygı gösterilecek, ayrı ülke olduğu kabul edilecek.

Reçete 6:     Aşağılanmanın durdurulması lazım.

Reçete 7:     Kıbrıslı Türkler dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü düşünüyor. Biz’likten vazgeçmek ve dışarıya da bakmak gerekiyor. Benmerkezci bencil yaklaşımdan uzaklaşmak gerekiyor.

Reçete 8:     2009-2010 yılları arası, KKTC’de çevre yılı olsun, seferberlik ile çevre temizlenir ve önlemler alınır. Çevre ile ilgili de bir politika geliştirilmeli.

Reçete 9:     Türkiye ve KKTC liderleri karşılıklı birbirlerine laf atmasın. KKTC’de eğer Kıbrıs Türk’ü varlığını devam edecekse, bu Türkiye’den ayrı olamaz.

Reçete 10:   Kıbrıs sorununun çözümü için birlikteliği sağlayacak projeler olmalı. Ortak değerlere ihtiyaç var, ve ortak değerler yaratmak gerekiyor. Örneğin bir futbol takımı oluşturmak bile ortak sahiplenecek bir değer yaratmak açısından önemli.

Reçete 11:   Üniversite gençliğinde Kıbrıslı Türk ile Türkiyeli gençler arasındaki uyumu sağlamak lazım.

Reçete 12:   Yurtdışına giden Kıbrıslı Türklerin ülkeye yeniden geri getirilmesi ve bu bağlamda eğitim/üniversite sektörünün geliştirilmesi önemli.

Reçete 13:   Bazı bilimsel olayları (toplantı v.s.) adaya taşımak gerekiyor. Üniversiteler arası işbirliği önemli.

Reçete 14:  Türkiye’deki ders kitaplarında Kıbrıs ile ilgili sağlıklı bilgilerin ve tarihi süreçlerin doğru biçimde aktarılması gerekir. Aynı biçimde Kıbrıs’taki ders kitaplarında Kıbrıs tarihi ile ilgili arındırmadan vazgeçilmesi ve yaşanan tarihin nakledilmesi uygun olur.

Reçete 15:  Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında sivil toplum ve gençlik ekseninde karşılıklı ilişki ve değişim programlarının, organizasyonlarının yapılması iki toplum arasındaki ilişkinin sağlıklı olabilmesi için çok önemli olacaktır.
 
 
 
 
 
ÇALIŞTAYDAN FOTOĞRAFLAR:
  
 
Prof. Dr. Vamık D. Volkan Çalıştayın açılış konuşmasını yaparken..
 
 
 
Özler Aykan ve Vamık D. Volkan                                  Özler Aykan ve Kenan Atakol  
   
 
 
 
 
 
                                                                

 

 
 
                                                                
 
                                                                
 
                                                                
 
 
 
 
 
 
 
 
    
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © Vamık D. Volkan and Özler Aykan 2007.
 
All rights reserved.
 
 
 
Policies & Info / Accessibility / Sitemap / RSS / JSON
 Webmaster: Oa Publishing Co. 
Editor: Ö–zler AYKAN
Last modified on: Apr 20, 2016